Yusuf Tekin, Türkiye’nin Milli Eğitim Bakanı olarak dikkatleri üzerine çeken bir figür. Eğitim sistemini tarikat ve cemaatlerle ilişkilendiren uygulamalarıyla tartışmalara neden olan Tekin, 3 Ağustos 1970’te Erzurum’un Tortum ilçesinde doğdu.
Rize’de ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, 1994 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu.
Akademik yaşamına Cumhuriyet Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak adım atan Tekin, 1997’de Siyaset ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisansını, 2002’de doktorasını tamamladı. 2007 yılında Siyaset Bilimi doçenti unvanını kazandı.
Tekin’in akademik kariyeri, 15 Temmuz sonrası tutuklanan Mümtazer Türköne ile bağlantılıydı. 2002 yılında tamamladığı doktora tezi, Türköne’nin danışmanlığında şekillendi.
Zamanla Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde profesör unvanını aldı ve 15 Eylül 2018’de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi rektörlüğüne atandı. 2023 Haziran’ında ise Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirildi.
Bakanlık görevinde, eğitim kurumlarında birçok tarikat ve cemaatle protokoller imzalayan Tekin, bu durumdan kaynaklı eleştirilerin hedefi oldu. 2023 yılında TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “2023 yılı itibarıyla geçerli 2 bin 709 tane protokolümüz var.
Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz.” diyerek tartışmaları alevlendirdi.
Göz önünde bulundurulması gereken derneklere örnek olarak Menzil cemaatinin TÜMSİAD’ı, Erenköy cemaatinin Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nı ve Nur cemaatinin Hayrat Vakfı’nı sayabiliriz.
Bu dernekler, eğitim alanında doğrudan bir etkisi olmamasına rağmen, protokollere dahil edilmiş durumda.
Haziran 2023’te, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi, öğrenciler için “manevi danışman” uygulamasını devreye soktu.
İmam, vaiz ve din hizmetleri uzmanlarının okullara atanması planlandı. MEB, bu projeyle öğrencilerine değerler eğitimi verilmesini amaçladığını öne sürdü. Ancak eğitimciler, uzmanlar ve veliler, bu uygulamanın laiklik ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.
Özellikle çocukların inançlarını açıklamaya zorlanmamaları gerektiği ifade ediliyor.
Eğitim müfredatında yapılan değişiklikler, zorunlu din dersi uygulamaları ve “seçmeli dersler” adı altında sunulan dini içeriklerle de dikkat çekiyor. Öğrencilere “Seçmeli Temel Dini Bilgiler” gibi dersler zorunlu hale getirildi.
Bu dersler arasında Kuranı Kerim, Peygamberimizin Hayatı gibi konular yer alıyor. Öğrencilerin her kategoriden en az bir ders seçmesi zorunluluğu, eğitim sisteminde dinin daha fazla yer bulmasına neden oluyor.
ÇEDES projesi çerçevesinde uygulanan bazı faaliyetler, eğitim kurumlarında tartışmalara yol açtı. Örneğin, Bitlis’in Hizan ilçesindeki bir okulda 7. sınıf öğrencilerine hac ibadeti öğretmek amacıyla sınıfa Kâbe maketi konarak “şeytan taşlama” etkinliği düzenlendi.
Bu tarz uygulamalar, eğitim sistemine yönelik eleştirilerin artmasına sebep oldu.
Yusuf Tekin’in son olarak Ramazan ayına özel olarak hazırladığı “Ramazan Genelgesi” de gündeme geldi. Okullara gönderilen genelgede, öğrencilere “Ramazan Çetelesi” dağıtıldığı ve bu çetelenin oruç, namaz gibi ibadetleri içerdiği belirtildi.
Ayrıca, okul müdürlerine ibadet saatlerine göre öğle aralarının düzenlenmesi talimatı verildi. Tekin, bu uygulamaların gönüllülük esasına dayandığını savunsa da, bu tür uygulamaların doğrudan talimat olarak algılandığı biliniyor.
Tüm bunların yanı sıra, Tekin’in laiklik ilkesine aykırı olmayan bir eğitim politikası sürdüğünü iddia etmesi dikkat çekiyor.
Öğrencilere ilahiler okutulması ve tarikatların okullarda faaliyet göstermesi konularında savunduğu görüşler, eğitim sisteminin geleceği açısından ciddi endişelere yol açmaktadır. Anayasa’nın 24.
maddesinde yer alan din ve vicdan hürriyeti ilkeleri hatırlanarak, bu uygulamaların eğitim kurumlarında nasıl bir yol açacağı sorgulanmaya devam ediyor. Tekin’in, Eğitim-Öğretim sistemine yönelik bu yaklaşımının sonuçları, toplumsal dinamikler üzerinde kalıcı etkiler bırakabilir.